Kurtların olduğu yerde çakallara yer yok… Dünya bugünlerde Washington’dan gelecek bir habere kilitlendi. Trump’ın İran’a yönelik “Seni Taş Devri’ne göndereceğim” söylemi, bugün İsrail medyasında yankılanan “Cehennemi yaşatacağız” tehdidiyle birleşince bölge adeta bir barut fıçısına döndü. Trump, Hürmüz Boğazı’nın açılması için 48 saatlik bir ültimatom verdi. Lakin gözden kaçırdığı bir gerçek var: Körfez’in elektrik ve su sistemini vurmayı hedefleyen bu asimetrik yıkım planı, sadece bir ülkeyi değil, tüm bölgeyi mahvedecek bir felakete götürür. Japonya’yı askerî olarak yenemediği noktada atom bombasına sığınan o tarihsel refleks, bugün Pers İmparatorluğu’nun kadim topraklarında bir “kara harekâtı” yapmaya yetmiyor. Çünkü bu coğrafya, 9 milyon kilometrekare alana yayılan en büyük Pers imparatorluklarından biridir.
Bu küresel gerilimin gölgesinde, Türkiye’yi kuşatan jeopolitik kıskacın izleri de aynı netlikle beliriyor. ABD’nin Dedeağaç’tan itibaren Yunanistan sınırına yaptığı devasa mühimmat yığınağı, MOSSAD’ın Kıbrıs üzerindeki mülk edinme stratejileri ve Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları, Türkiye’yi hem batıdan hem de güneyden bir kıskaca alma planının açık göstergesi değil mi? Bu askerî hareketlilik sadece Rusya’ya karşı bir önlem değil, aynı zamanda Yunanistan’ı Türkiye’nin üzerine bir “vekalet gücü” olarak sürme ve bölgedeki Türk nüfusunu kırma amacı taşımaktadır. Ege sınırına dizilen tanklar ve hava savunma sistemleri somut bir tehdit oluştururken, Kıbrıs’ta sessizce yürütülen demografik ve istihbarî sızmalar, Türkiye’nin “Mavi Vatan”daki hareket alanını kısıtlamayı hedefleyen bütüncül bir kuşatma operasyonudur. Türkler, üç kıtaya yayılan ve 623 yıl dünyaya hüküm süren en büyük imparatorluğun torunları olduklarını, asker doğduklarını unutmuşlar sanırım.
Bu kaosun ortasında Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde bir kez daha “barışın mimarı” olarak sahne alıyor. Hakan Fidan’ın yürüttüğü kritik mekik diplomasisi, bölgedeki tek rasyonel sesin Ankara’dan yükseldiğini kanıtlıyor. Sonuç olarak, bir yanda “cehennem” vaat eden, yenemeyince yıkmayı seçen bir anlayış; diğer yanda ise coğrafyanın her bir köşesinde barış için gövdesini taşın altına koyan bir Türkiye var. 6 Nisan’a kadar verilen süre dolarken, Trump’ın o şuursuz zihniyetini sorgulasınlar bakalım: Teknoloji, tarihin o büyük hafızasını yenebilir mi? Yoksa bu topraklar bir işgalciyi daha “gömmeye” mi hazırlanıyor? Karşınızdakinin kim olduğunu bileceksiniz!
YAZAR: Meliha ATEŞ
