Biz aslında sadece bir aktörü kaybetmedik bugün. Biz haksızlığa karşı kaşlarını çatan o asil öfkeyi, “Burada kanun benden sorulur” diyen o sarsılmaz adaleti ve bir kadına bakarken gözlerinde fırtınalar koparan o derin sevdaları kaybettik. Türk sinemasının o efsane jönü, sinemamızın “Kadir Ağa”sı, hayat sahnesindeki son rolünü oynadı ve perdeyi tek bir söz söylemeden kapattı.

Kadir İnanır demek, Yeşilçam’ın en delikanlı, en eğilmez yüzü demekti.
Hani şimdilerde o çok özlediğimiz, haksızlığın karşısında dimdik duran o “eski toprak” duruşu varya işte onun beyaz perdedeki can bulmuş haliydi o. Tatar Ramazan olup “Ben bu oyunu bozarım!” diye haykırdığında, salonları dolduran binlerce insan haksızlığa karşı onunla birlikte yumruğunu sıkardı. Yüreğimizin en ince yerine dokunan Selvi Boylum Al Yazmalım’da, Asya’sına bakan İlyas’ın o çaresiz, o aşk dolu gözlerinde; sevginin aslında “emek” olduğunu, her izlediğimizde boğazımız düğümlenerek ondan öğrendik.
Onun bakışlarında Karadeniz’in hırçın dalgaları da vardı, Anadolu’nun o bozulmamış, mağrur toprağı da… Bir insan sadece gözleriyle bir devri nasıl peşinden sürükleyebilir, bir millete sevdayı, sadakati ve delikanlılığı nasıl ezberletebilirdi? O, bunu başardı. Ne lüks ışıkların altında asaletini kaybetti ne de o halkçı duruşundan ödün verdi. Gazeteci objektiflerinin karşısına da geçse, kamera arkasına da çekilse, hep o bildiğimiz, o güvendiğimiz, arkamızı yaslayabileceğimiz “Kadir Abi” olarak kaldı.

Şimdi o jönler kuşağının gökyüzündeki yıldızlarına bir yenisi daha eklendi. Tarık Akan’ın yanına, Cüneyt Arkın’ın safına, Yeşilçam’ın o göçüp giden bütün güzel insanlarının arasına, o ağır adımlarıyla, omzunda ceketiyle bir dev adam daha yürüdü.
Şimdi soruyorum size Hangimizin çocukluğunda bir Kadir İnanır filminin sıcaklığı yok ki? Pazar günleri televizyonun karşısına dizilip, onun adalet dağıtışını izleyerek büyümedi mi bu nesil? Onun filmleriyle sevmeyi, onun filmleriyle memleket meselelerine kafa yormayı öğrenmedik mi?
Bugün sinema salonları öksüz, bugün asfalta düşen yağmur damlaları bile onun o hüzünlü bakışları gibi sessiz. Arkasında bıraktığı yüzlerce film, milyonlarca seven ve asla doldurulamayacak kocaman bir “Kadirizm” efsanesi kaldı.

Güle güle Selvi Boylum…
Güle güle adaletin, namusun ve delikanlılığın sinemadaki kalesi...
Bu millet, o son bakışını, o eğilmeyen başını ve bize öğrettiğin o vakur duruşu asla unutmayacak.
Mekanın cennet, ruhun şad olsun. Bizim de içimizdeki bir devir seninle kapandı…
YAZAR: Meliha ATEŞ
