Bilmeden ne çok şeyi feda etmişizdir kimbilir hayat yolculuğumuzda kimini göz göre göre yolculamış, kimine inadına sımsıkı sarılmışız misafir olduğumuz dünya da.
En çok içimizi acıdan, yaralayan, beraber omuz verdiğimiz dostlarımızı birbir yitirmenin ağırlığı çökmüştür omuzlarımıza.
Belki de tek taraflı bakmışız imtihanlarımız bizi bizden zaman zaman uzaklaştırmış, zaman zaman kenetlemiş yüzünü görmefiğimiz gönül dostlarıyla.
Misafirlik ettiğimiz hanemiz kalemiz olmuş çoğumuza görünmez duvarlar örmüşüz bilmeden etrafımızda olup bitenlere, kapatmış kapımızı sımsıkı kilitlemiş kimselerin içeri buyur edilmemesi için çabalamışız yıllarca çoğumuz kendi bencilliğimizde kök salmışız sarmaşık misali sarmışız dört bir yana kollarımızı en çokta kendimizi boğmuşuz kendi kaçışlarımızla.
Oysa hayat cömert sonsuz nimetiyle gün gün doyurmuş ruhumuzu, bedenimizi. “Misafir rızkıyla gelir” desturu her hanede anlam bulurken rızkın kendisi utanır olmuş sınandığı olaylardan kim ölümsüz, kim götürmüş, paylaşılamayan onca dünya malını.
Dünya malı için kalp kırmaya gerek varmı gönüller tamir etmek varken. Gülümsek, birbirine omuz vermek, verilen nimeti bölüşmek çoğalmak bir sofra başında türlü nimetlere şükrederek.
Ne zaman bu kadar gözü karattık dünya nimetleri için en yakınımıza düşman olduk. Misafiri olduğumuz dünyalıklara bel bağlayıp bugünümüzü heba ettik. Ne için, kimin için vazgeçtik kimliğimizden, kişiliğimizden, omurgasız bireylere dönüştük. Misafirlikte bir yere kadar drmrki Nasrettin hocanın demesi gibi ” Ye kürküm ye” dünyası olduk.
YAZAR: Mualla Sabır GÜVEN

