Siyasetin Değişmez Yasası “Erken Gelen” Fırtına, Koltuk Savaşları ve Zamanlamanın Şifreleri…
Ankara kulislerinde esen rüzgarları ve manşetlere aniden taşınan CHP’deki “mutlak butlan” tartışmalarını anlamak için sadece bugünün görünür metinlerine değil, siyasetin yazılmamış o katı kurallarına bakmak gerekir. Siyasette hiçbir dosya tesadüfen açılmaz, hiçbir hukuki tartışma durup dururken raflardan inmez. Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu..
Bir davanın ya da eski bir defterin tam da taşların yerine yeni yeni oturduğu, dengelerin hassaslaştığı bir dönemde hortlatılması, doğrudan zamanlama stratejisiyle ilgilidir. Gazeteci gözüyle bakmak, tam olarak bu satır aralarını okumayı ve görünenin arkasındaki büyük resmi inşa etmeyi gerektirir.
Aslında Kemal Kılıçdaroğlu dönemi ve sonrasına dair bu tablonun ortaya çıkacağı çok önceden belliydi. Siyasette köklü yapıların dönüşüm sancıları öyle kısa sürede, bir kurultayla bitmez. Liderlik değişimlerinin ardından eski yapının tamamen tasfiye edilmediği, aksine bir kenarda kendi enerjisini ve rövanş zeminini biriktirdiği bilinen bir gerçektir. Geçmişte atılan keskin virajlar, tabanın sesini bazen genel merkez koridorlarında kaybeden katı ittifak modelleri ve o dönem sessizce sineye çekilen kararlar, bugünkü büyük patlamaların zeminini zaten adım adım hazırlamıştı. Görmeyi bilen, siyasi dili okuyan bir göz için geçmişteki o derin sessizlikler, bugün yaşanacak kurumsal krizlerin en net habercisiydi.
Peki, bu tartışmalar neden tam da bugün, yani Özgür Özel yönetiminin adımlarını sıklaştırdığı, iktidar karşısında yeni bir denge ve iddia kurmaya çalıştığı bir dönemde yeniden hortladı? Soru tam olarak burada düğümleniyor. Yeni yönetimin attığı adımların, parti içi geleneksel damarları ya da mevcut statükoyu ciddi şekilde rahatsız ettiği açık. Siyasette “ayağa dolanma” faktörü her zaman dışarıdan gelmez, bazen içerideki güç odaklarının rekabeti, dışarıdaki rakiplerin en büyük kozu haline dönüşür. Özgür Özel’in ana muhalefet lideri olarak alan kazanmasını engellemenin, onu sürekli “kendi eviyle” ve iç hukuk kurallarıyla meşgul etmenin en klasik siyasi manevra olduğunu görmek gerekir. Kendi iç meselesini çözemeyen, kurumsal meşruiyet tartışmalarıyla boğuşan bir yapının, ülke genelinde güçlü ve berrak bir alternatif üretmesi bu yolla zorlaştırılmak istenir.
Ana muhalefetin kendi içinde yaşadığı bu hukuki ve siyasi türbülans, siyaset tahtasındaki diğer tüm aktörler için de çok net neticeler doğuruyor. İlk olarak, iktidar bloku açısından bakıldığında muhalefetin enerjisini tamamen kendi içine harcaması, iktidarın üzerindeki spot ışıklarını ve toplumsal baskıyı hafifletir. Tartışmalar “ülke yönetimi, ekonomi ve gelecek projeleri” ekseninden çıkıp, “muhalefetin kendi iç hukuku ve geçmiş kurultayların meşruiyeti” çizgisine çekildiğinde, iktidar alanı ciddi şekilde rahatlar. Böylece kendi hamlelerini çok daha steril, baskıdan uzak bir ortamda yapma şansı bulur.
Diğer taraftan, bu durum sağ ve alternatif partiler için de yeni bir alan açmaktadır. Bu bitmek bilmeyen kurumsal karmaşadan ve iç kavgalardan yorulan, istikrar arayan seçmen kitlesi, alternatif limanlara yönelme eğilimi gösterir. Kurumsal yapılara olan güven sarsıldıkça, özellikle merkez sağ ve milliyetçi çizgideki partiler, bu dalgalanmadan doğacak seçmen kaymalarını kendi hanelerine yazdırmak için oldukça uygun ve zengin bir zemin yakalamış olur. Ana gövdedeki her yüzdesel erime, çevre partilerin iştahını kabartan ve onları tahkim eden bir yakıta dönüşür.
Özetlemek gerekirse gazeteci vizyonu, sadece dosyanın içindeki hukuki maddeleri aktarmak değil o dosyanın kapağını tam da bugün açan elin neyi hedeflediğini, bu hamlenin siyaset satrancında hangi taşları yerinden oynatacağını görmektir. Bu süreç, muhalefetin kendi içindeki en büyük ve en kritik samimiyet sınavı olmaya adaydır.
YAZAR: Meliha ATEŞ
