“Türkiye’nin en tehlikeli mahallesi…”
Bir başlık…
Bir tık…
Bir video…
Ve geriye kalan koca bir öfke, koca bir kırgınlık.
Sosyal medyada dolaşıma sokulan bu tür içerikler, yalnızca reyting ya da görünürlük üretmiyor. Aynı zamanda toplumun vicdanında yeni duvarlar örüyor. Ötekileştirmenin, ayrımcılığın, korkunun tuğlaları tek tek diziliyor. Biz de çoğu zaman bunu fark etmeden, hatta heyecanla izleyerek o duvarın inşasına ortak oluyoruz.
Bir mahalle düşünün…
Yoksul ama suçlu değil.
Zor şartlarda ama onursuz değil.
Devletin elinin geç ulaştığı, fırsatların kapısının erken kapandığı bir yer.
Sonra birileri geliyor.
Birkaç kişiye üç beş kuruş veriliyor.
Kamera açılıyor.
Arka planda yıkık evler, ön planda klişe cümleler.
Montajla korku büyütülüyor, başlıkla mahalle mühürleniyor:
“Tehlikeli.”
Oysa madalyonun arka yüzü hiç gösterilmiyor.
O mahallede yıllarca çocuklar için mücadele eden öğretmenler…
Gençler sokağa düşmesin diye gece gündüz çalışan gönüllüler…
Uyuşturucuya, şiddete, suça karşı tek başına direnen anneler…
Bu toplumun daha eşit yaşaması için ömrünü vakfetmiş insanlar…
Hepsi bir videoyla siliniyor.
Bir başlıkla yok sayılıyor.
Yeni medyanın peşinde “görünür olma” hırsı, medyayı okumayı bilmeyen bir toplumu kolayca manipüle ediyor. Görüntü gerçeğin yerine geçiyor, kurgu hakikatin önüne oturuyor. Yoksulluk bir sorun olmaktan çıkıyor, bir seyirlik malzemeye dönüşüyor. İstismar ediliyor. Paketleniyor. Satılıyor.
Peki sonra ne oluyor?
Toplum, yoksulluğu çözmesi gereken bir adaletsizlik olarak değil, korkması gereken bir tehdit olarak görmeye başlıyor. Mahalle damgalanıyor, insanı etiketleniyor. “Oradan bir şey çıkmaz” deniyor. Oysa tam da oradan çıkması gereken şey umut.
Soruyorum:
Eşitsizliği bu şekilde mi çözeceğiz?
Yoksulluğu ifşa ederek mi, yoksa onu üreterek mi?
Yukarıdan gelen emirler, tabelalar, projeler toplumun hangi katmanına kadar iniyor?
Yoksa yine mi altta kalanın canı çıksın?
Bir toplum, en kırılganını hedefe koyarak iyileşemez.
Bir medya dili, yoksulu suçlu gibi göstererek adalet üretemez.
Bir ülke, mahallesini karalayarak geleceğini parlatamaz.
Belki de artık şunu sormanın zamanı:
Biz ne izliyoruz, neye alkış tutuyoruz ve hangi duvarın tuğlasını taşıyoruz?
Çünkü bazı başlıklar yalnızca haber olmaz.
Bazıları, bir toplumun vicdanına atılmış ağır bir taştır.
YAZAR: Eyüp DEMİREZEN


