Biz mi ilgisiz kaldık; yoksa şeffaflık mı tam anlamıyla rafa kalktı, bilmiyorum. Bir de halk adına sorulan sorulara kulak tıkandı sanki.
Örneğin on, on beş gün önce gündeme oturan “Kepekler arazisi satışı” ne oldu?
Satış gerçekleşti mi?
Yerel basın pek duyarlı değil bu konularda.
Muhalif meclis üyeleri de sessiz.
Biz soralım tekrar: “Satış gerçekleşti mi?”
Biliyorum bu soru da yanıtsız kalacak. Belki konuyu bilen bir arkadaş, yorumlara yazar.
Yerel yönetim ile iyi ilişkileri olan bir yerel köşe tutmuş aydınlatır ilçe kamuoyunu.
Park düzenlemesinde de aynı duyarsızlık hüküm sürüyor.
Villa bahçeleri, kent meydanları, parklarda kullanılmak için tasarlanmış doğal granit taşları söküp yerine ara sokak, köy kaldırımları gibi yerler için üretilmiş ve granit kesme taşlara oranla çok daha dayanıksız ve çok daha ucuz beton döküm parke taş döşemenin gerekçesi neydi?
Yollarda yürümek zor.
Peki yeni dökme taşlarda yürümek ne zaman kadar kolay olacak?
Üç beş yıl sonra çökmeler başladığında, ya da don olup kırılmalar olduğunda onlar da mı sökülecek?
Oysa yapay zekaya sorsalardı, granit taşların hem estetik hem de sağlamlık açısından beton dökme taşa göre çok daha avantajlı olduğunu anlayacaklardı.
Kendi kendime soruyorum: Granit taşları sökmek yerine o yollardaki bozulan yerlerin tamir edilmesi daha mantıklı değil miydi? Daha öte çok daha az maliyetli olmaz mıydı?
Sulama alt yapısı değişsin, çimler yenilensin, çocuk parkları dizayn edilsin kabul, ancak o güzelim granit kesme taşların sökülüp yerine adi beton döküm taşların işlenmesi , “paranla rezil olmak”, değil mi?
İktidar CHP’li belediyeleri ekonomik olarak kuşattı, elimiz kolumuzu bağladı” diye isyan ederken parka 60, 70 milyon Lira harcamanın ne alemi vardı?
Susurluk’un gelecek vadeden termal sera yapımına uygun arazisini 78 milyon Liraya sat git park düzenle.
Yeni düzenlenen park için bir anket yapılsa, Susurluk’un kaçta kaçı “helal olsun” der acaba?
Keşke önce halka sorsalardı. İş işten geçti.
Neyse oldu olan. Sökülen granit taşları iyi korusunlar. İleride lazım olacak gibi duruyor.
YAZAR: Levent GÜNDOĞAN
